2020 yılına girilmesi ile birlikte Koronavirüs salgınıyla dünya belki de daha önce görmediği bir kapsamda büyük bir sarsıntı yaşamaktadır. Bütün dünya ve ülkemiz sıkıntılı bir süreçten geçmekte ve bu sürecin olumsuzluklarını en aza indirgemek için geniş çaplı çeşitli önlemler alınmaktadır. Bunların sonucu olarak ise insanların yaşantıları büyük oranda etkilenmektedir. İnsanlar alıştıkları yaşam biçiminin dışına çıkmanın şaşkınlığını yaşarken belki de daha önce hiç deneyimlemedikleri bir atmosferin ne kadar daha devam edeceğini ise kestirememenin verdiği belirsizlikle psikolojik olarak da çöküntü yaşamaktadırlar.

   2019 yılına şöyle bir dönüldüğünde bilimin ve teknolojinin muazzam gelişimi insanlarda karşılaşılacak birçok soruna çözüm üretilebileceği düşüncesinin gelişmesini sağlamıştı oysa. İnsanoğlu uzaya gidebiliyor, organ nakledip insanların yaşantılarını uzatabiliyor, kendi kendilerine karar verebilecek robotlar üretilebiliyor ve çeşitli kodlarla endüstri devrimlerini adlandırıyordu. İnsanlar yapay zekayla neler yapılabileceğini büyük bir hayranlıkla ve gururla tartışıyor ve çeşitli öngörülerde bulunuyordu. Dünyanın en gelişmiş ülkesinin başkanı çoğu basın açıklamasında ulaştıkları gelişmişlik seviyesini gururla dile getiriyordu.

   İnsanlar yapabildiklerine odaklanmış ancak yapamadıklarını ya da yapmadıklarını ise büyük bir umursamazlıkla göz ardı ediyordu. Birçok ülkede kaos yaşanmakta ve bırakın demokrasi hakkını en temel insan hakkı olan yaşama hakkı dahi büyük bir vahşetle kıyıma uğratılıyordu. Bir takım ülkeler dünya pastasından daha fazla pay alma hesapları yaparken birçok insan ise bir lokma bulma ümidinin peşinde kimi zaman da hayatını kaybediyordu. Gelişmiş ülkeler tabiata karşı orantısız güç kullanıyor “daha fazlası” için yeni stratejiler ve yöntemler geliştirmenin peşinde koşturuyordu. Bunun sonucunda midesinde büyük plastik parçaları ile ölen balinalar bulunuyor, tutunacak bir buz parçasına sığmaya çalışan kutup ayılarının görüntüleri yayınlanıyor ve çoğu kişinin gündemine bunlar kadar gelmese de sahile vurmuş Aylan bebeğin cesedi cılız bir şekilde dikkatleri çekiyordu.

   Böyle bir ortamda birden küresel bir felaket olan Koronavirüs her şeyi unutturuverdi. Artık bütün dünyanın gündemi aniden değişti ve konuşulan petrol kuyuları, doğalgaz yatakları ya da yapay zeka değil ellerin nasıl yıkanması gerektiği ve hijyene nasıl dikkat edilirse hayatta kalınacağı oluverdi. Hayatımıza yen bir kavram olan “sosyal izalasyon” girivermişti. İnsanlar insanlardan köşe bucak kaçar olmuş birbirlerini koronavirüs şüphelisi olarak görmeye başlamıştı. Gelişmişliği ile böbürlenen ve sınırlarına dayanan insanları silah kullanarak bertaraf eden devlet başkanı başka ülkelerdeki doktorları ülkesine davet ederek aslında ne kadar da aciz olduklarını göstermişti. Haber sitelerine uzun süre deniz altında kaldıktan sonra su yüzüne çıkan büyük bir teknoloji harikası olan nükleer enerji ile çalışan denizaltındaki askerlerin koronavirüsten haberdar olmadıkları düşüvermişti. Eksik olan bir şey vardı: “Erdem”.

   Şimdi erdem zamanı. İhmal ettiğimiz ve aslında insanı insan yapan en önemli değer olan erdemi şimdi tam da hatırlamanın zamanı. Toplumu ayakta tutan ve dayanışmanın zamkı olan erdemi konuşmanın şimdi gerçek zamanı. Dürüstlüğü emreden, sahtekarlığı nehyeden erdemin asıl şimdi zamanı. Dünyanın geldiği bu nokta erdemi unutmakla olmuştu, bu durumdan kurtulmanın yolu da erdemi hatırlamakla olacaktır.

Prof. Dr. Fahri Apaydın

Erdem Zamanı