İlişkisel sosyolojik analize devam edecek olursak, özcülüğün ve ikiliklerin reddi kadar önemli diğer bir özellik de mevcut kavramları yetersiz bularak yeni kavramlar geliştirmektir. Örneğin P. Bourdieu’nun habitus, N. Elias’ın figürasyon, H. White’ın “kimlik” kavramları gibi. Burada bir parantez açmam gerekirse, “temellendirilmiş kuram” (grounded theory) nitel araştırma geleneğine uygun araştırma yaparken de, en son aşamada yeni kavramlar geliştirdiğimizi belirtmeliyim. Örneğin ben en son “yapay zeka” (artificial intelligence) ile ilgili çalışmalarımda kendi kültürümüzden yapay zekaya neyin / nelerin karşılık geldiğini, halkımızın gündelik yaşamda hangi kelimeleri kullandığını, Delphi tekniği aracılığıyla araştırdığımda, “makine” kavramına ulaştım. Daha sonra da 2019 yılındaki 9. Sosyoloji Kongremizde hem de uluslararası bir dergide “yapay zeka” yerine, bizim kültürümüze uygun olduğunu düşündüğüm “insanmatik” (humanmatic) kavramını önerdim. Böylece Batı-dışından da sosyologların kavramlar geliştirebileceğine inancımı hayata geçirmiş oldum. Bu çabalar hakkında Singapurlu sosyolog Farid Alataş’ın basit ve yüksek alaternatif kavramlar geliştirmeliyiz düşüncesini paylaşıyorum. Bizim kültürümüzden batı literatüründeki mevcut kavramlara paralel kavramlar geliştirmek basit alternatif iken; tamamen bize özgün olay ve olguları, dışımızdakilere anlatırken yeni kavramlar kullanmak daha çok da “metaforlar” (eğretilemeler) bulmak yüksek alternative olmaktadır.

    Bugüne gelecek olursam: İçinde bulunduğumuz son dönemi anlatmak için pandemi veya salgın yerine bizim kültürümüzde hangi imkanlar olduğunu düşündüğümde ve duyduklarımı anımsamaya çalıştığımda ilk gözüme çarpanlar “cehennem” ve “kıyamet” oldu. Bunların her ikisi de kuşkusuz İslami içerimleri dolayısıyla çok temel kültürel kodlarımızı dillendirmektedir. Öte yandan “Corona Depremi” nitelemesini duyduğumda ise, bu metafora da yine ne kadar çok aşina olduğumuzu düşündüm. Hatta Delphi tekniğini uygulayacak durumda olmadığım için çevremdeki tek jeolog olarak E. Kasapoglu ‘nun verdiği bilgilere göre, “depremin büyüklüğü “çıkan enerjiyi, “şiddeti” ise verdiği can ve mal kayıplarını belirtmekte kullanılan iki kavramdır. Korona virus için bu kavramların anlamını sorarsanız, salgının büyüklüğü yaşadığımız “korkuyu”, şiddeti ise yol açtığı “can kayıplarını” anlatmaktadır.

   Yaşadıklarımızın hiç de kolay şeyler olmadığı bir dönemde, sosyolojik analizin ağırlığını yenmek için son olarak bir önceki yazımda değindiğim ve bir sonraki yazımda da devam edeceğim belirsizliklerle ilgili bir kaç şey daha söyleyerek yazımı tamamlamak istiyorum. Dikkatle takip ettiğim, H. White, “Kimlik ve Kontrol” (Identity and Contol, 1992) adlı eserinde , “belirsizlikler” ve “oyun kuramı” (game theory) ilişkisini kurar. Oyuncuların / kimliklerin hepsi, birer stratejist olarak “kumar / oyun” (game) oynarken çeşitli riskler alırlar. İşte bizler de hepimiz , tüm cihanı sarmış bu afet ile lütfen “kumar” oynamayalım derim. Çünkü hepimiz birer kimlik olarak, belirsizlikleri kontrol etmek isteriz ama bugün bu durumda değiliz. “Kumar” oynayarak canımızı riske atmamak için önerilen tedbirleri alalım. Zaman aslında, fırsat tacirliği yapan herkese de, “halkın sağlığı ile kumar oynamayın” deme zamanıdır:

“Corono’nun  korkusu, sonra çıkar oyunu / acısı!”.  

  • Prof. Dr. Aytül Kasapoğlu
  • 4 Nisan.2020
  • Saat:15.00
Afet-i Cihan