Sabah apartmandan aşağı iniyorum. Bahçe her zamanki gibi sakin. Yavaş yavaş motorsikletime doğru ilerliyorum. Dün yağmurun altında kalmıştı. Epey ıslanmış. Hava güneşli ama hala bir bahar serinliği var.

Çantamı, scooter’ın önündeki boşluğa yerleştiriyorum. Her zamanki gibi örtünün altına bacaklarımı yerleştirip marşa basıyorum.

Bu sabah deniz kıyısından gideyim. Yavaşça sahile uzuyorum. 

Bütün o devasa alışveriş merkezlerinin önünden geçiyorum.

Hepsi bir taşa dönüşmüş, donmuş devler gibi sessiz ve sakinler.

Yollar da öyle.

Şehir benim gibi mecburen işe gitmek zorunda olan birkaç kişi dışında boş caddeleri ile bir hayalet şehir gibi.

Bisikletle geçmeyi çok sevdiğim sahil yolu boşalmış. Neredeyse tek başıma gidiyorum.

Sessizlik hakim.

Her şey sıfırlanmış gibi.

Hayat, virüs bulaşmış bir bilgisayar.

Format atılmış durumda.

Bütün programlar silinmiş. 

Yeniden yüklenecek.

 

Aklıma bu sıfırı kim bulmuştu o takılıyor.

Harezmi. 

Bugün Özbekistan’da bulunan Karizmi kentinde MS 780 yılında dünyaya gelmiş. Dünya haritası çiziyor. Bir grup matematikçi, dünyanın çevresini ve hacmini hesaplıyorlar. O zaman bu tür şeylere kafa yoran müslüman bilim adamları varmış demek ki. Aritmetik kitabı yazıyor, Logaritma, cebir gibi kavramları armağan ediyor. Batlamyus’un notlarını ve hintlilerin matematik bilgisini birleştirip bir kitap yazıyor. Onluk sayı sistemini, rakamların yazılışını (arap ve hint rakamları üzerinden) bu gün batılı matematikçiler ondan öğreniyorlar. Aynı zamanda dil bilimci.

Ama onu yaratılmış bütün zekaların ilerisine götüren buluşu  “sıfır”dır.

Olmayan bir şeyi tanımlamak.

Hiç.

Neyi düşünerek o noktaya geldiğini hep merak etmişimdir.

Sonrada sıfırın bir başlangıç noktası olduğunu tanımlayanlar oldu ve negatif, pozitif iki yöne giden doğrusal sayılar bulundu.

Ardından bunu üç boyuta taşıdı bilim adamları.

Stefen Hawking gibi fizikçiler de, zamanı ekleyerek başka bir boyut kattılar.

Tabi işe bu kadar felsefe kattı mı Harezmi bilemiyoruz. Eminim katmıştır bu kadar çok yönlü bir bilim adamı olarak.

Antik dönemde bir tarikat var. Bizim tasavvuf felsefesine benzeyen bir felsefeleri var:

Matematikçiler.

En ünlü tarikat liderleri, Pisagor.

Hani şu dik üçgenlerle ilgili teorisi olan matematikçi.

İşte o.

Aynı zamanda bir tarikat lideri. Bu teoriyi hintlilerin zaten bildiği ve alan hesaplama, arazi işlerinde kullandıklarını ve pisagorun teoriyi onlardan çaldığı iddia edilse de, bunu tam olarak ispatlayamıyoruz.

Ama hintlilierin Pisagordan önce bu tür hesaplamalar yaptığını biliyoruz.

İnsan hem bir tarikat lideri olur hem de çaldığı teoriye kendi ismini ve üçgenin karşı kenarına karısının ismini verir mi?

Biraz abartı ama işte insanların ağzı torba değilki büzesiniz.

İnsan, her yerde insan. Her zaman diliminde.

Bilimde bağnazlık olmaz mı? Hırsızlık? Hem de en alasından.

İhtiraslı bir adam Pisagor. İnsanoğlunun en temel meziyetlerinden biri ihtiras.

Pisagor’un irrasyonel sayıları bulan kendi tarikatından bir kişiyi suikast ile öldürdüğü, bunu kendi gemisinde bizzet kendisi denize atarak yaptığı söylenir. Ama söylenti işte.

Belki tarikatın bütün doğrularını yerle bir ettiği için bu devrimci adama tahammül edememişti. Belki de kendisinden daha zeki olduğu için, Tam olarak bilmiyoruz.

Zaten söylenti bunlar.

İhtiras demiştik insanoğlunun en iyi ve en kötü meziyeti. Bir paradoks ama bu böyle.

İhtirasları, onu, bilimde ve uygarlıkta daha iyiye götürürken aynı zamanda bencil, karanlık ve kirli bir çukura da düşürüyor.

Olağanüstü eserler verebilirken bir taraftan da hem etrafındakilere hem de kendisine zarar verecek hatta kendisini yok edecek bir ortama da neden olabiliyor.

Yol boyunca kurduğumuz uygarlığı düşünüyorum.

Bomboş caddeleri sakin sakin geçerken. İnsansız bir şehrin elbette sıkıcı olduğu bir gerçek ama,

Sıfır noktasına geldiğimiz bu günlerde,

Uygarlığımızın oluşturduğu çevre sorunları,

Eşitsizlik,

Adaletsizlik üzerine düşünmeliyiz.

Bu sıfır noktasından

Doğrusal olarak negatife doğru,

Yani daha yağmacı

Karaborsacı

Acımasız

Otoriter

Açlık ve kaosun hakim olduğu bir ütopyaya doğru da gidebiliriz (belki bir kaç salgın sonra)

 

yada

Yeni

Daha temiz

Daha eşit

Daha yavaş

Daha adil

Daha güzel bir dünya için

 

Hayaller kurabiliriz.

Zaten evde herkesin boş zamanı var.

Düşünmek için.

 

Prof. Dr. Gökhan Akbulut – 04 Nisan 2020

 

 

Sıfır