Afetler, Sosyal Medya ve 6 Şubat Depremleri

Web 2.0’ın 2004 yılı itibarıyla yaşama geçmesiyle, sosyal paylaşım ağları, yani sosyal medya baş döndürücü bir hızla toplumsal yaşamımıza nüfus etmiş durumda. Başta akıllı cep telefonları olmak üzere mobil iletişim teknolojilerinin ve dijital medyanın inanılmaz yaygınlaştığı bu süreçte sosyal medya çoğumuzun hayatında “olmazsa olmaz” haline geldi. Modern toplumsal yaşam büyük ölçüde internet, dijital medya ve mobil iletişim ile bütünleşmiş durumda. Bugün Türkiye’de on milyonlarca, dünyada milyarlarca insan sabah gözünü açtığı andan gece gözünü kapadığı saate kadar olan zaman diliminin önemli bir bölümünü “çevrimiçi” olarak dijital bir ortamla etkileşim içinde yaşamını sürdürüyor. Gündelik yaşamda mobil iletişimin olağanlaştığı, sosyal medya mecralarının çeşitlendiği ve vazgeçilmez hale geldiği bir tekno-sosyal yaşamda iletişim biçimlerimiz de dönüştü ve dönüşmeye devam ediyor. COVID-19 pandemi sürecinin olağanüstü koşullarda ve oldukça hızlanarak ivme kazandırdığı bu süreçte, bireylerarası ve kamusal iletişim bugüne kadar hiç olmadığı kadar etkileşimli dijital mecralarda gerçekleşiyor. Bu nedenlerle, dijital mecraların ve sosyal medyanın mümkün kıldığı yenilikler ve imkanlarla birlikte taşıdığı tehlikeler de epeydir akademik ve kamusal platformlarda farklı boyutlarıyla tartışılıyor.

Yeni sosyalleşme/sosyallik biçimleri, hızlı iletişim ve koordinasyon imkânı ve daha özgür bir kamusal alan sunan sosyal medya mecralarının beraberinde getirdiği siber zorbalık, yalan/sahte haber, yankı odası, infodemi, siber taciz, ötekileştirme, nefret söylemi, kutuplaştırma, aşırı enformasyon yükü, odaklanamama/dikkat dağınıklığı ve dijital eşitsizlikler gibi tehlikeli boyutlarıyla da yoğun olarak tartışa geldiğimiz bir dönemde yaşanan büyük deprem afeti ile sosyal medya yine gündemimizde. 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve yaklaşık 15 milyon insanın yaşadığı doğrudan 11 ili etkileyen Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerde maalesef (bu satırların yazıldığı 20 Mart 2023 günü itibarıyla) resmi rakamlarla Türkiye’de 50 bin 96 (Suriye’de ise 8 bin 476) kişi hayatını kaybetti ve 122 binden fazla insan yaralandı. Tüm kamu kurumlarıyla birlikte ulusal ve uluslararası yardım ve sivil toplum kuruluşlarının seferber olarak arama-kurtarma ve yardım faaliyetlerini sürdürdüğü Cumhuriyet tarihinin en büyük afetlerinden olan 6 Şubat depremleri bize kriz/afet zamanlarında iletişimin önemini çok çarpıcı bir şekilde gösterdi. Böylesine katastrofik ve travmatik bir süreçte sosyal medya nasıl bir rol oynadı? Bir deprem ülkesinde yaşadığımız için önümüzdeki yıllarda başta deprem olmak üzere karşı karşıya kalacağımız olası büyük afetlere yönelik olarak 6 Şubat depreminden bu konuda ne tür dersler çıkarmalıyız ve neler yapmalıyız? Konu/mesele çok boyutlu olsa da (Haberleşme/iletişim ağları, servis sağlayıcılar, yaygın medya, afet iletişimi, düzenleyici kurumlar vb.) bu yazıda bu soruyu olabildiğince “sosyal medya” ile sınırlandırarak cevap vermeye çalışacağım.

Sosyal medya kullanıcılarının gözlemlediği gibi, 6 Şubat sonrası yaşadığımız trajik süreçte başta Twitter ve Instagram platformları enkaz altında kalan binlerce insanın (bir bölümünün) kurtarılması sürecinde oldukça etkili oldu. Enkaz altında kalanların adreslerinin yetkili mercilere/arama-kurtarma ekiplerine ulaştırılması sürecinde olduğu kadar yaklaşık 1,5 milyon insanın evsiz kaldığı bu afet sonrasında depremzede yurttaşların yardım taleplerinin duyurulması, yardımların toplanması ve ihtiyaçlarının karşılanması sürecinde de bu mecralar aktif olarak kullanıldı ve kullanılıyor. Ulusal ve uluslararası medya kurumları düzenli haber akışı sağlarken, Twitter ve WhatsApp grupları da müthiş bir sivil toplum seferberliğinin yaşama geçmesinde önemli rol oynadı ve oynama devam ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) 26 Ağustos 2022’de yayınladığı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması, 2022 verilerine göre, Türkiye’de internete erişim imkânı olan hane oranı %94,1, İnterneti düzenli kullanan bireylerin oranı ise %82,7. Yine TUİK verilerine göre, bireylerin en fazla kullandıkları sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları %82,0 ile WhatsApp, %67,2 ile YouTube ve %57,6 ile Instagram. Her yıl 230 ülkede internet, sosyal medya kullanımı ve e-ticarete ilişkin küresel raporlar hazırlayan We Are Social ve Meltwater’ın “Dijgital 2023: Turkey” (Dijital 2023: Türkiye) raporuna göre, yaklaşık nüfusun 85,5 milyon olduğu Türkiye’de (nüfusun %73,1’ine karşılık gelen) 62,5 milyon sosyal medya kullanıcısı mevcut. Bu kullanıcıların %90,9’u Instagram kullanıcısıyken, onu %88,8 ile WhatsApp, %72,6 ile Facebook ve %66,5 ile Twitter takip ediyor. 16-64 yaş arası İnternet kullanıcılarının sosyal medya platformlarını kullanmalarının birincil nedenin %51 ile “Haber Okuma” olduğu göz önüne alındığında, bu platformlar öncesinde olduğu gibi 6 Şubat sonrasında da birinci elden haber almak için de yoğun olarak kullanılıyor. Son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de insanlar habere ulaşmada giderek artan düzeyde sosyal medya mecralarını tercih ediyor. Başta akıllı cep telefonlar olmak üzere mobil cihazlar sayesinde anlık erişilebilir olan sosyal medya platformları, böylesi afet zamanlarında da yardımların toplanarak depremzedelere ulaştırılmasında olduğu kadar haber almak-iletmek amacıyla yaygın olarak kullanıldı.

Reuters Enstitüsü’nün 2022 yılı Dijital Haber Raporuna (Türkiye’den 2 bin 7 kişiyle yapılan anket sonuçlarına) göre de Türkiye’de sosyal medya, en çok kullanılan haber kaynağı olarak televizyonu geride bıraktı. Rapora göre, Türkiye’de nüfusun %63’ü haber almada sosyal medyayı kullanırken, sosyal medya platformları dahil olmak üzere haberleri çevrim içi (online) platformlardan takip edenlerin oranı ise %83. Peki bugün TV kanalları yerine başta Twitter gibi mikrobloglar ve sosyal medya platformları neden öncelikli ve birincil kaynak olarak görülüyor? Bu soruyu yanıtlamada yine aynı rapordaki bazı veriler yardımcı oluyor zira rapora göre (yaygın medyada) habere duyulan güven oranı 2021’de %41’ken, 2022 yılında %36’ya düşmüş durumda. Bu oranları yaşa göre incelediğimizde %48 ile habere güven oranının en yüksek olduğu grubun 55 yaş üstü olduğu görülürken, haberlere en az güvenen yaş grubu ise %28 ile 18-24 arası gençler ki büyük çoğunluğu sosyal medya mecralarını aktif kullanıcısı. Yine rapora göre, nüfusun sadece %23’ünün medyanın siyasi etkiden bağımsız olduğu kanaatine sahip olması da şaşırtıcı değil.

Şüphesiz bu durumun nedenleri farklı boyutlarıyla ayrıntılı bir tartışmayı gerektiriyor ve haliyle bu yazının sınırlarını aşıyor olsa da burada en azından şu nokta dikkate alınmalı: Özellikle iletişim ve basın özgürlüğü karneleri zayıf olan ve yaşanan toplumsal/siyasal gelişmelere ilişkin olgusal haberlerin, doğru enformasyonun, gerçek bilgilerin yaygın medya mecralarında yayınlanmasının doğrudan ve/veya dolaylı olarak engellendiği ülkelerde bu eğilim yaygınlaşıyor. Genel olarak gündelik ve sıradan paylaşımların yaygın olduğu sosyal medya platformları ve Twitter gibi mikrobloglar, kamusal konuların ve toplumsal sorunlara dair fikirlerin serbestçe dile getirildiği, aynı zamanda yurttaş gazeteciliğinin de yaygınlaştığı bir mecra olarak alternatif bir haber kaynağı olarak işlev görüyor. Böylelikle, yaygın medyada yer al(a)mayan olaylar ya da yer veril(e)meyen haberler/görüntüler ve büyük ölçüde göz ardı edilen konular/gelişmeler son derece hızlı bir şekilde sosyal medyada dolaşıma giriyor ve  sosyal medya üzerinden haber tüketimi büyümeye devam ediyor. Twitter vb. sosyal ağlarının enformasyona/habere erişimi, bu enformasyonun yaygınlaşmasını daha kolaylaştırdığı ve belirli düzeyde demokratikleştirdiği, böylelikle alternatif bir kamusal alan oluşturduğu zaten epeydir literatürde vurgulanıyor. Sosyal medyanın geleneksel medya üzerindeki denetimin adem-i merkezileşmesine ve görece daha özgür bir iletişim ortamının oluşmasına katkıda bulunduğu, bu anlamda tarihsel birey-devlet ilişkilerini de önemli ölçüde değiştirdiği, bireyleri -göreli de olsa özgürleştirdiği de bir vakıa.

Dolayısıyla, sosyal medya mecraları, yaşanan afet sonrasında depremzedelerin maruz kaldıkları sorunları, yurttaşların da yaşanılan sorunlara dair düşüncelerini kamusal olarak dile getirmelerinde ve eleştirilerini demokratik  olarak iletmelerini mümkün kılmaktadır. Kaldı ki, kimi örneklerde sosyal medyada paylaşılan ve kısa sürede çok geniş bir kamu tarafından görülen haberlere ana akım TV kanallarının da kayıtsız kalamayarak yer verdiği görülmektedir. Kısacası, alternatif bir haber medyası görünümü arz eden başta Twitter olmak üzere sosyal medya platformlarının son yıllarda ivme kazanan kamuoyu oluşturma gücü, 6 Şubat sonrası dönemde de kendini gösteriyor. Siyasi aktörler, gazeteciler, uzmanlar ve ünlü kişiler tarafından olduğu kadar milyonlarca sıradan yurttaşın da aktif olarak kullandığı Twitter, afet sürecinde paylaşılan iletilerin özellikle çok takipçili hesaplar tarafından retweet edilmesiyle etkili ve işlevsel olmaya devam ediyor.

Görsel-1 6 Şubat Depremleri sonrasında yurttaşlar tarafından sosyal medyada başlatılan “Sen de Pencerende Bir Mum Yak” kampanyasının görseli.

Madalyonun Diğer Yüzü: Tehlikeler

Gel gelelim, yaygın medyaya yönelik artan güvensizliğin, alternatif ve bağımsız bir görünüm arz eden sosyal medyaya -kimi zaman körü körüne- sarılma eğilimini de beraberinde getirdiği göz ardı edilmemeli. Özgür ve doğru enformasyon akışı engellendiğinde doğal olarak dezenformasyon tehlikesi de söz konusu olmakta. Bütün olumsuzluklara rağmen geleneksel medyada, farklı ülkelerde farklı düzeylerde, belirli denetim mekanizmaları söz konusudur. Lakin sosyal medya mecralarının yeterli düzeyde denetim mekanizmalarından yoksun olması asparagas haberlerin bu mecralarda daha kolay dolaşıma girmesini sağlıyor. Onlarca medya kurumuna yüzlerce çevrim içi platformun eklenmesiyle milyonlarca insan enformasyon bombardımanı altında kalmakta ve bu enformasyon bombardımanı da önemli bir tehlikeyi beraberinde getirmektedir. Buradaki tehlike  doğru enformasyon ile yanlış enformasyon, edinilen enformasyon ile edinilmesi gereken enformasyon arasındaki uçurumun genişlemesiyle ortaya çıkıyor:  Yalan/sahte haberlerin,  “kulaktan dolma” dedikoduların, aslı astarı olmayan rivayetlerin, mesnetsiz iddiaların da bu mecrada “gerçekmiş gibi” işlem görmesi sonucu bir “enformasyon kirliliği” ya da bir “malumat çöplüğü” oluşuyor.  Kısaca, infodemi tehlikesi!  İnfodemi sözcüğü ilk kez Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus tarafından COVID-19 sürecinde 15 Şubat 2020’de Münih’te yapılan Güvenlik Konferansındaki açılış konuşmasında kullanılmıştır. Bu konuşmasında Ghebreyesus küresel salgınla ilgili asılsız haberlerin Korona virüsten daha hızlı yayıldığını ve eşit derecede tehlike oluşturduğunu belirterek “sadece bir pandemiyle değil infodemi ile de mücadele ediyoruz” diyerek devletlere, kamu ve özel kurumlarla medya kuruluşlarına infodemiye karşı küresel iş birliği çağrısında bulunmuştu. “Doğru, yanlış, sahte ve çarpıtılmış bilgilerin birbirlerinden ayırt edilemez şekilde, aynı anda, hızlı ve geniş kapsamlı yayılması anlamına gelen infodemi,” gerçekten de, “Covid-19 ve deprem gibi doğal afetler ve terör saldırıları kadar insan hayatı için riskli, afete müdahaleyi geciktiren, toplumsal direnci düşüren ve afetin yol açtığı problemleri çözmeyi zorlaştıran bir kamu sağlığı problemidir.” Reuters Enstitüsü’nün 2022 yılı Dijital Haber Raporuna göre de, Türkiye’de çevrimiçi mecralarda yanlış ve yanıltıcı bilgileri (%62 düzeyinde) yaygın bir endişe olmaya devam ediyor. Çoğunlukla siyaset  (%53) ve koronavirüs  (%46) hakkında yanlış bilgilerle karşı karşıya kalındığı belirtiliyor.

Bu durum sadece pandemi süreciyle sınırlı değil ne yazık ki. Sosyal medyanın anlık veri paylaşımı ve birinci elden haberler için etkili bir mecra olması, deprem sonrasında  arama kurtarma çalışmalarına zaman zaman zarar verdiği gerçeğini değiştirmiyor. Sosyal medya platformlarının avantajları olduğu kadar özellikle kriz zamanlarında oldukça manipülatif bir bilgi paylaşım kaynağı haline gelebildikleri tehlikesini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu platformlar yardım kampanyalarını duyurmak ve yaşanan sorunlara dair farkındalık oluşturmak için işlevsel olsa da, kriz yönetimini derinden etkileyen dezenformasyona da yol açabiliyor. 6 şubat sonrası afet sürecinde de, farklı Teyit ekipleri aktif olsa da, dezenformasyon zaman zaman arama ve kurtarma çabalarını sekteye uğratacak boyutlarda yaşandı. Bu tarz eylemlere yönelen kişiler sayıca az olmalarına rağmen sosyal medya platformlarının etkileşim gücü bu eylemlerin etkisini ne yazık ki arttırdı. Haliyle, aynı kişi ve adres bilgisi için tekrarlanan başvuruların zaman zaman neden olduğu yanlış yönlendirme ve zaman kaybı, enkaz atında kurtarılmayı bekleyenler başta olmak üzere gerçek ihtiyaç sahiplerine zamanında ulaşılmasını engelledi. Bu nedenle, afetin ilk aşamasında aldığı ihbarlarla hareket eden sivil toplum kuruluşları bu ihbarların asılsız çıkması üzerine zaman ve iş gücü israfını vurgulayarak, bu ihbarların teyit edilmeden paylaşılmaması konusunda çağrıda bulundular.

Görsel-2 Afet Araştırmaları Derneği’nin “Bir bilgiyle karşılaştığında önce bilgiyi doğrula. Sonra bilginin üretildiği tarih ve/veya saatini öğren İhtiyaç veya bilgilendirme hala geçerli mi diye kontrol et. Ve sonra bu bilgiyi, paylaşabildiğin her yerle paylaş” içerikli görseli.

Kamuoyunun oluşmasında çok etkili olan Twitter’da, afet gündemini  farklı çıkarlar doğrultusunda manipüle etmek için kullanan çok sayıda trol ve  bot hesaplar nedeniyle de dezenformasyon ve infodemi yaygınlaşmaktadır. Pandeminin küresel düzeyde yarattığı hakikat-ötesi ortamın sonucu olarak infodeminin ortaya çıktığı aşikardır.  Afet zamanlarında psikolojik yıpranmışlık içinde insanlar, yeni medya mecralarından maruz kaldıkları (çoğu teyide muhtaç) enformasyonu doğru biçimde kavrayabilmeleri oldukça güç olduğundan hakikat-ötesi ortam zemin kazanmayı sürdürmekte ve bunu fırsat bilerek üretilen komplo teorilerinin ‘inandırıcılığı’nı arttırmaktadır. Afet ve/veya kriz zamanlarında yaşanılan belirsizlik, endişe ve savunmasızlık hissi karşısında insanların karşılaştıkları risk ve tehditlerle başa çıkma, yaşanan büyük olayları/afetleri ‘büyük’ nedenlerle açıklama ihtiyacı komplo teorilerinin ve irrasyonel senaryoların yayılmasını sağlar.  Herhangi bir bireyin ana akım medyanın ulaşabileceği  kadar çok insana erişme potansiyeline sahip olduğu bir dünya yaratan sosyal medya ise komplo teorilerine  büyüteç tutar. Geleneksel yaygın medya kurumları da bu konuda masum olmamakla birlikte, en bariz dezenformasyon biçimleri, hurafeler ve komplo teorileri en çok sosyal medyada yaygındır ve dijital mecralarda hızla yayılma eğilimindedir. Depremlerden sonra Twitter’da örneğin HAARP gibi komplo teorileri ile ilgili paylaşımların sayısında büyük bir artış yaşandı. BBC’nin araştırmasına göre 23 Şubat 2023 itibarıyla içinde HAARP sözcüğünün geçtiği 550 bin paylaşım yapıldı. Çevrimiçi partizan oluşumlar ve/veya kötü niyetli kişilerin gündeme getirdiği HAARP gibi komplo teorileri, depremlerin büyük yıkımlara ve can kaybına yol açtığı zamanlarda güçsüz ve öfkeli kitlelerin can simidi haline gelebilir/getirilebilir. Zira afet anlarında yayılan bu tip komplo teorileri, bırakın eleştirel bir medya okur-yazarlığını; eleştirel, akılcı,  sorgulayıcı düşünme; muhakeme etme ve  aklı selim düşünme becerileri zayıf kesimlerin tepkilerini ve öfkelerini kimi gizemli/hayali güçlere yansıtırken eş zamanlı olarak depremlerin büyük bir afete dönüşmesinde dahli olan kişi ve kurumların sorumluluklarının da kamufle edilmesine vesile oluyor.

Sosyal medyada çaresizce deprem ile ilgili haberleri takip ederken olan biten hakkında bilgi edinmeye ve/veya  bir şekilde depremzedelere faydalı olmaya çalışıyoruz. Bu  süreçte başparmağımızı sürekli olarak elimizdeki telefonun dokunmatik  ekranından yukarıdan aşağıya doğru kaydırıyoruz. Çoğumuzun genellikle farkında olmadan yaptığı bu hareketin adı Doomscrolling yani felaket kaydırması olarak geçiyor. Özellikle FOMO’dan (Feeling of Missing Out), yani (dijital mecrada ve/veya sosyal medyada) gelişmeleri kaçırma kaygısı/korkusundan muzdarip olanlarda  -dikkat edilmesi gereken bir bağımlılık biçimi olan görülen ve kötü haber bağımlılığıolarak da nitelendirilen bu durum belirsizliğe karşı tahammülsüzlüğümüzden beslendiği kadar komplo teorilerine meyletmemize de neden olabiliyor.

Peki Ne Yapmalı?

Afet gibi olağanüstü kriz zamanlarında  doğru bilgi/enformasyon akışını kesintisiz  sağlayan kamusal iletişim hayati öneme sahiptir. Bu akışta yaşanacak karışıklık veya bu akışı sekteye uğratacak düzeyde dezenformasyon ya da sahte/yalan haberin dolaşıma girmesi kriz yönetimini tarumar edeceği gibi, kaosa da neden olabilir. Bu nedenle, afetlerde yediden yetmişe hepimizin (içinde yer aldığımız WhatsApp grupları dahil olmak üzere) sosyal medya mecralarında  bilinçli ve sorumlu davranması gerekir. Dezenformasyonun ve komplo teorilerinin yaygınlaşarak toplumsal paranoyanın “kapsama alanını” arttırdığı afet dönemlerinde felaket tellallığı yapmamak, kötüyü hâkim kılmamak, art niyetle ortaya atılan komplo teorilerini yaygınlaştırmamak ve teyit etmeden bir mesajı/bilgiyi paylaşmamak şüphesiz öncelikli ve önemli bir sorumluluğumuzdur.

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Mart-2023’de yayınladığı Doğu Anadolu Fay Hattı Depremleri: Tespitler ve Öneriler başlıklı raporun Afette Kriz Yönetimi ve Dezenformasyon

bölümünde “Bireylerin iletileri paylaşmadan önce doğruluğunu teyit etmeleri gerektiğine yönelik bilincin oluşturulması için ‘doğru bilgiye erişim’ eğitiminin ilkokul çağından itibaren verilmesine yönelik düzenleme zorunluluktur” vurgusu dikkat çekiyor. “Medya okuryazarlığının geliştirilmesi tüm toplumsal olaylara katkı sağladığı gibi afet iletişimi açısından da hayatidir. Genel medya okuryazarlığının da küçük yaşlardan itibaren öğretilmesi gerekliliktir” tespitinin yanı sıra raporda şu noktaların altı çiziliyor:

● “Geleneksel ve yeni medyanın afet bilincine yönelik kullanılması ve bilgi doğrulamanın öneminin vurgulanması afetin her aşamasında bilinçli bir toplum yaratacaktır.”

● “Teyit platformlarının yaygınlaştırılması ve her bir içeriğin hızlı biçimde yanıtlanması, bu yanıtların yaygınlaştırılması elzemdir. Bu kapsamda bağımsız teyit platformlarının kullanılması önerilmektedir.”

● “Afeti yöneten ya da iletişiminden sorumlu olan kişi ya da kurumların bilimsel, doğru ve tatmin edici bilgiyi belirli periyotlarla paylaşımı, dezenformasyon ile mücadele açısından önemlidir. “

TÜBA raporunda dikkat çekilen “medya okuryazarlığının geliştirilmesi” amacıyla kurulmuş olan Medya Okuryazarlığı Araştırmaları Dergisi de (Editörler Kurulu’nun öncülüğünde) akademi, sivil toplum ve medya dünyasından isimlerin değerlendirme ve katkılarıyla hazırladığı ve Şubat-2023 ‘de yayınladığı Afet Haberciliği Rehberi’nde  yer verilen hususların dijital haber üretici, yayıncı ve infodeminin daha etkin olduğu sosyal medya platformlarında -takipçi sayısından bağımsız- yer alan tüm kişi ve kurumlar  için geçerli olduğunu hatırlatarak şu noktaların altı çiziliyor:

● “Doğru, yanlış, sahte veya çarpıtılmış bilgileri birbirinden ayırt edememenin can güvenliğini tehlikeye attığı, hatta insan hayatına mal olabildiği afet dönemlerinde infodemiye yakalanmamanın, infodemiden kurtulmanın, infodemiyi aşmanın imkânlarından biri medya okuryazarlığı iken, en temel direnç noktası ise “güncel ve doğru haber”dir. Bunun için de şeffaf, hesap verebilir, güçlü  ve kurumsallaşmış bir medyanın varlığı hayati derecede önemlidir”.

● “Doğru ve güncel habere erişim önemli bir ihtiyaç, temel bir haktır. Doğru ve güncel habere erişebilmenin başlıca yolu da medyadır. Bu nedenle “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kapsamında değerlendirilen basın/medya özgürlüğü, anayasal güvence altına alınmış temel haklardan biridir.”

Görsel 3-Teyit.org’un “Deprem gibi afetler sırasında yanlış bilgiden korunma rehberi”

Yardım arayanlar, yardım talep edenler, kriz yönetiminde yardımcı olabilecek bilgiler paylaşanlar,  yaşanan sürece yönelik eleştirilerini ve tepkilerini yansıtanlar ya da şu veya bu niyetle sahte/yalan haber aktaranlar, dezenformasyon yapanlar… Araştırmalar afetlerin ardından yayılan yardım çağrılarının sosyal medyadaki enformasyon bombardımanı altında kaybolma riski taşıdığını gösteriyor ve kullanıcıların bu durumu aşmak için izleyebileceği adımları, geçmiş krizlerdeki paylaşımları değerlendirerek sıralıyor.  TÜBA raporunda yine dikkat çekilen ve yaygınlaştırılması istenilen Teyit platformlarının Türkiye’deki öncüsü olan Teyit.org’un sosyal medyadaki paylaşımların arasında doğru bilgiye erişmek, desteğe ihtiyacı olanları görebilmek ve yaygınlaştırabilmek için paylaşım yaparken akılda tutulması gereken ipuçlarını içeren Kriz anlarında sosyal medyayı etkili kullanma rehberi oldukça aydınlatıcı ve yol göstericidir:

  1. Krizle ilgili anahtar kelimeleri içermesine rağmen herhangi bir yardım ihtiyacı içermeyen paylaşımlar geçerli ve güncel yardım çağrılarının gürültü arasında kaybolup gitmesine neden olabilir. Paylaşımlarınızın içerik özelinde kalmasına özen gösterin ve gürültü yapanlara bunu hatırlatın.
  2. Güncel yardım ve destek çağrıları, kriz yönetiminin toplumu zorladığı anlarda haklı olarak artacaktır. Bu anlarda destek çağrılarının birbirleri arasında kaybolmadan ihtiyaç duyduğu dikkati çekebilmesi için belli başlı birkaç öğeyi barındırdığından emin olmak önemli: Konuyla ilgili etiket kullanmak, tarih, saat, lokasyon, yardım ihtiyacında olan kişinin adı ve iletişim bilgileri gibi detaylar ihtiyacın haritalanması için önemli.
  3. Yardım paylaşımlarını üretirken ya da yaygınlaştırırken içeriğin güncelliğine, destek ihtiyacı duyanla destek sağlayabilecek doğru kişi ve kurumları eşleştirmeye özen gösterin.
  4. Yardım çağrısındaki ihtiyacı açık ve sade bir dille paylaşın.
  5. Güvenilir ve şeffaf şekilde idare edildiğinden emin olduğumuz yardım kuruluşlarıyla ya da topluluklarla iletişime geçmek ya da bu kurumlardan gelen yardım kampanyalarını yaygınlaştırmaya özen gösterin.
  6. Yardım çağrılarını yaygınlaştırırken mağdurların kişilik haklarını ihlal etmemeye, bir çocuğun ya da travmaya uğramış birinin görsellerini kimliğini açık edecek şekilde paylaşmamaya özen gösterin.
  7. Paylaşımı ve erişimi kolaylaştırabilmek için mümkünse ekran görüntüsü ya da el yazısıyla yazılmış bilgilerin fotoğrafı yerine metin paylaşımı yapın.
  8. Kurtarma gerçekleştikten ya da yardım geldikten sonra güncel ihtiyaç çağrılarına alan açabilmek için eski gönderileri silin.
  9. İhtiyaç ve çözümlere yönelik içerikler yerine hakaret, nefret söylemi veya komplo teorisi içeren yorumlar veya paylaşımların yaygınlaşmasına izin vermeyin.

Bu yazı ETO Dergisi, Nisan 2023, 132. sayıda yayınlanmıştır

Dip Notlar

  1. Prof.Dr. Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi.
  2. Depremler, kamusal söylemde ve yaygın medya kullanımında genellikle “doğal afet” (natural disaster) olarak nitelendirilir. Nihayetinde depremler “doğa kaynaklı” afetler olduğundan, “doğal afet” nitelemesi, ilk bakışta, olayın fiziksel nedenine işaret eden “masum” bir terim gibi görülebilir.  Gel gelelim, sosyal bilimler literatüründe “doğal afet” nitelemesi, meydana gelen afetin sonuçlarını da “doğallaştırma” ve “normalleştirme” işlevi gördüğü için büyük ölçüde terkedilmiştir (ve bu yazıda da “doğal afet” nitelemesi kullanılmamıştır).Çünkü bu kullanım gerçekleşen felaketin dramatik sonuçlarını da “normalleştirmekte”, deprem öncesi ve sonrasındaki tedbirsizliklerin ve ihmalkârlıkların, kısaca, ne kadar şiddetli olursa olsun, bir depremin on binlerce insanın can verdiği olağanüstü bir felakete dönüşmesindeki “sorumluluklar”ın gizlenmesine yardımcı olmaktadır.
  3. (TUİK) Hane halkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması, 2022 https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hanehalki-Bilisim-Teknolojileri-(BT)-Kullanim-Arastirmasi-2022-45587
  4. https://wearesocial.com/uk/blog/2023/01/the-changing-world-of-digital-in-2023/  ve https://datareportal.com/reports/digital-2023-turkey
  5. Reuters Institute Digital News Report 2022, s. 108. https://reutersinstitute.politics.ox.ac.uk/sites/default/files/2022-06/Digital_News-Report_2022.pdf
  6. Kurumsal bir medya kurumunda ya da serbest gazetecilik yapmayan sıradan yurttaşların, şahit oldukları haber niteliğindeki olayları akıllı telefonlarıyla fotoğraf veya video kaydı alarak sosyal ağlarda veya bloglarda paylaşması, literatürde yurttaş gazeteciliği (Citizen journalism) olarak nitelendirilmektedir.
  7. Afet Haberciliği Rehberi, Medya Okuryazarlığı Araştırmaları Dergisi, Şubat 2023, s. 3.
  8. Reuters Institute Digital News Report 2022, s. 108. https://reutersinstitute.politics.ox.ac.uk/sites/default/files/2022-06/Digital_News-Report_2022.pdf
  9. Murat Selvi, Deprem zamanında sosyal medya ve riskler, 23 Mart 2023. https://www.aa.com.tr/tr/analiz/gorus-deprem-zamaninda-sosyal-medya-ve-riskler/2828653
  10. İ.H. Polat, “COVID-19 Salgını Sürecinde Yeni Medya ve Kamusal İletişim,” Pandemi, Neoliberalizm, Medya (Der. Y. G. İnceoğlu ve S. Çoban) İstanbul: Ayrıntı Yayınevi, s. 124-125.Prof

Yorum yapın